19 Şubat 2019 Salı

Hangi Aylarda, Hangi Sebze ve Meyveler Tüketilmeli

Hangi Aylarda, Hangi Sebze ve Meyveler Tüketilmeli
Hangi Aylarda, Hangi Sebze ve Meyveler Tüketilmeli

Eğer sizler de yediğiniz besinlerden tam anlamıyla verim almak istiyorsanız, özellikle bu konuya değinmek adına yazılmış olan bu yazı, oldukça işinize yarayacaktır. Pazarlara veya manavlara sürekli uğramamız halinde patatesin ve soğanın dışında kalan tüm meyve ve sebzelerin daima değişikliğe uğradıklarını gözlemlemiz mümkündür. Mevsimine veya ayına göre tüketilen sebze ve meyveler, hormonların sizi en düşük seviyede etkileyeceği bir beslenme biçimi yakalayabilmenize yardımcı olmaktadırlar.

Zamanında tüketilen meyveler veya sebzeler, diğer zamanlarda tüketildiklerine oranla vücuttaki vitamin oranını arttırmaktadırlar. Önümüzde soğuk günlerin olması ve birçok mahsulün yeni yeni toplanmaya başlanmış olması ile beraber, sonbahar ve kış aylarında tezgâhlarda karşınıza çıkacak olan meyve ve sebzeleri sizler için derledik.

Özellikle bu dönemde tezgâhlarda yeni meyveler ve sebzeler görmeniz olasıdır. Verim alabilmek adına tüketilmesi gereken meyve ve sebzeler;

Kış Mevsiminde Yenecek Meyve ve Sebzeler
Aralık Ayı: Karnabahar, Balkabağı, Mandalina, Limon, Lahana, Portakal, Ispanak
Ocak Ayı: Pazı, Havuç, Limon, Brüksel Lahanası, Portakal, Ispanak
Şubat Ayı: Pazı, Havuç, Brüksel Lahanası, Ispanak

İlkbahar Mevsiminde Yenecek Meyve ve Sebzeler
Mart Ayı: Ispanak, Brokoli, Pırasa, Havuç, Şalgam
Nisan Ayı: Erik, Enginar, Kuşkonmaz, Taze Bakla
Mayıs Ayı: Sarımsak, Kiraz, Erik, Çilek, Enginar, Soğan, Kuşkonmaz, Taze Bakla

Yaz Mevsiminde Yenecek Meyve ve Sebzeler
Haziran Ayı: Vişne, Sarımsak, Taze Patates, Domates, Kiraz, Kayısı, Çilek, Taze Fasulye, Soğan, Bezelye
Temmuz Ayı: Vişne, Patlıcan, Sarımsak, Taze Patates, Çağla, Domates, Armut, Dut, Kayısı, Salatalık, Böğürtlen, Taze Fasulye, Soğan, Şeftali, İncir, Pazı
Ağustos Ayı: Patlıcan, Sarımsak, Taze Patates, Mısır, Domates, Kabak, Dut, Kayısı, Kavun, Karpuz, Taze Fasulye, Soğan, Taze Börülce, Bamya, Pazı

Sonbahar Mevsiminde Yenecek Meyve ve Sebzeler
Eylül Ayı: Patlıcan, Elma, Taze Patates, Mısır, Domates, Armut, Limon, Semizotu, Nar, Üzüm, Soğan, Kereviz, Yeşil Biber
Ekim Ayı: Elma, Taze Patates, Muz, Kabak, Pırasa, Limon, Mandalina, Nar, Ayva, Trabzon Hurması, Kereviz
Kasım Ayı: Karnabahar, Kereviz, Trabzon Hurması, Balkabağı, Nar, Mandalina, Limon, Turp, Portakal, Ispanak, Muz Kaynak: Kış, ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsiminde yenecek meyve ve sebzeler hangileri, hangi ayda hangi meyve ve sebze tüketilmeli

( Kaynak: www.egitimsistem.com - www.gaiadergi.com )

12 Şubat 2019 Salı

2012 Yılında Çıkan Şile Feneri Hatıra Parası ( 50 Türk Lirası )

2012 Yılında Çıkan Şile Feneri Hatıra Parası ( 50 Türk Lirası )
2012 Yılında Çıkan Şile Feneri Hatıra Parası ( 50 Türk Lirası )

Teknolojik olarak dünyanın sayılı darphaneleri arasında yer alan Türk Darphanesi, 2012 yılında Şile Feneri hatıra parasını basmıştı. Bu hatıra para 14 Ağustos 2012 yılında basılarak 2 yıl boyunca tedavüldeydi. Metal olarak 925 Ayar gümüş olamasının yani sıra maksimum baskı ise 2.000 adettir. Yurtiçi satış adedi ise 650 adettir. Satın almak isterseniz arama motoruna "Şile Feneri Hatıra Parası" yazarsanız satış yapılan sitelere gidebilirsiniz. Şile Feneri hatıra parasının diğer değerleri;

2012 Yılında Çıkan Şile Feneri Hatıra Parası ( 50 Türk Lirası )
2012 Yılında Çıkan Şile Feneri Hatıra Parası ( 50 Türk Lirası )
Şile Feneri Hatıra Parası
Nominal Değeri 50 TL
Metal 925 Ayar Gümüş
Çap 38,61 mm
Ağırlık 31,10 gr
Baskı Özelliği Proof
Kenar Tırtıllı
Maksimum Baskı 2.000
Tedavül Süresi 14.08.2012 - 14.08.2014
Yurtiçi Satış Adedi 650

( Kaynak: www.darphane.gov.tr )

10 Şubat 2019 Pazar

Şile Kum Zambağı

Şile Kum Zambağı
Şile Kum Zambağı
Şile’nin altın renkli, ince kum taneleri üzerinde Şile ile özdeşleşen yeşil yapraklı, beyaz çiçekli, soğanlı bir bitki olan Kum zambağı bilhassa çiçekli bir halde güzelliği ve kokusu ile Temmuz-Eylül ayları arasında Şile plajlarında arz-ı endam ediyor. Şile denilince akla gelen bu çiçekler eşsiz kokusu ve güzelliğiyle görenleri büyülüyor. Dünyada Yunanistan, Fransa ve İspanya sahillerinde bulunan Kum zambağı, ülkemizde Şile sahillerinde doğal olarak yetişiyor. Şile Kum Zambağı Karadeniz bölgesinde yetişen 20 endemik türden biri. Orijinal adı Lilyumcandium. Yeşil yapraklı, glayöle benzeyen, beyaz çiçekli, soğanlı bir bitki. Şile kumulları üzerinde denizden 50-200 metre uzaklıktaki bir şerit üzerinde doğal olarak yetişiyor. Ağustos-Eylül aylarında çiçek açıyor ve çiçeklerinin olağanüstü güzellikteki kokusu çok uzaklardan duyuluyor.

Sulandığı takdirde Haziran başlarında çiçek açmakta, Eylül sonuna doğru güzelliğini tam olarak sergilemekte. Türkiye’de bulunan zambakların ülke dışına çıkarılması suç. Türe yönelik en önemli tehdit, kıyı bölgelerinde hızla yayılan yazlık konutlar. Giderek nesli tehlike altına girmeye başlayan, tıbbi amaçlarla da kullanım potansiyeli bulunan kum zambağı; biyolojik çeşitlilik bakımından önemli soğanlı bitkilerden biri. Biyo-çeşitlilik bakımından korunması ve geliştirilmesi gereken bir tür. Kum zambağı bitkisinin, doğal yaşam alanları olan kumul sahillerinin büyük bölümünün plaj olarak kullanılması, insanlar tarafından çiğnenmesi, çiçeklerinin koklamak, evlerini süslemek için koparılması ve soğanlarının toplanması nedeniyle nesli tehlike altında.

Kokulu ve dekoratif çiçekleri ile önemli bir süs bitkisi olma niteliğine sahip kum zambakları içerdiği 150’den fazla alkaloid nedeniyle pestisit ve tıbbi bitki olma özelliği taşıyor. Arizona Eyalet Üniversitesi Kanser Araştırma Enstitüsünde yapılan bir araştırmada ise anti-kanser etkili bir madde olan Pancratistain’in; Kum zambağında bulunduğu tespit edildi. Ülkemizde kum zambağına benzer binlerce soğanlı bitki bulunmakta. Şile Kum Zambağı’da dahil olmak üzere bu bitkilerin korunması için doğa severlere büyük görevler düşmekte.

VİDEO:
👇 Buradan kanalımıza abone olmayı unutmayınız 👇




( Kaynak: www.mavibayrak.org.tr )

25 Ocak 2019 Cuma

Şile'de Yaşayan Alzheimer Hastası Olan Bir Kadını Konu Alan Roman 'Ferda'

Şile'de Yaşayan Alzheimer Hastası Olan Bir Kadını Konu Alan Roman "Ferda"
Şile'de Yaşayan Alzheimer Hastası Olan Bir Kadını Konu Alan Roman Ferda
Ebru Cündübeyoğlu, ilk romanı Ferda için geri sayım yapmaya başladı. Tiyatro sahnelerinden oldukça tanıdık bir isim olan Cündübeyoğlu’nun ilk romanı olan Ferda, okuyucusu ile buluşmak için gün sayıyor. Hep Kitap etiketi ile D&R raflarında yer alacak olan bu romanı mutlaka okumalısınız…

İlk romanı olan Ferda’yı okuyucularıyla buluşturmaya hazırlanan ünlü tiyatrocu Ebru Cündübeyoğlu, bu kitabında Alzheimer hastası olan bir kadının hikayesini dile getiriyor. Onun iç sesini okuyucusuna en içten şekilde sunan kitap Şile’de geçiyor…

Emeklilik hayatı süren felsefe hocası Ferda, Şile’de kendi evinde tek başına yaşayan bir öğretmendir. Fantastik roman yazmayı seven Ferda’nın kendisine ait bir dünyası bulunmaktadır ve bu dünyada yazar olarak kendisini oldukça takdir etmektedir. Fakat günün birinde yazmakta zorlandığını fark eden Ferda, düşünme yeteneğini kaybetmeye başladığını anlar. Kitap yazma konusunda kelimeler ile arasının açıldığını fark eden ve unutkanlıklarının başladığını anlayan Ferda, bir doktora gitmeye karar verir.
Şile'de Yaşayan Alzheimer Hastası Olan Bir Kadını Konu Alan Roman Ferda
Şile'de Yaşayan Alzheimer Hastası Olan Bir Kadını Konu Alan Roman Ferda
Doktor tarafından konulan teşhis sonucunda Alzheimer olduğunu öğrenen Ferda, büyük bir yıkıma uğrar. Bu yıkımın sebebi bunca zamandır hayata sıkı sıkıya tutunan bir kadın olmasıdır. Hastalığı onu tamamen ele geçirmeden önce harekete geçmek zorunda olduğunu fark eden felsefe hocası, çok sevdiği kızına yük olmamak için kendi hayatında değişiklikler yapmaya başlar. Böylelikle Ferda’nın Alzheimer ile mücadelesi başlar.

Ebru Cündübeyoğlu Kimdir ?

Ebru Cündübeyoğlu Kimdir ?
Ebru Cündübeyoğlu
10 Eylül 1974 yılında doğan Ebru Cündübeyoğlu, Almanya’nın Heilbronn şehrinde dünyaya gelmiştir. Almanya’da Türkiye’ye gelerek eğitimlerini Türkiye’de alan Cündübeyoğlu, Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. 1993 yılında katılmış olduğu güzellik yarışmasında Türkiye dördüncüsü seçilerek ünlenmiştir.

Güzellik yarışmasından sonra “Ardından Bir Başka Gece” televizyon programının sunuculuğunu yapmıştır. Bu TV programından sonra Deli Yürek dizisinde “Avukat Ayşegül” rolünü üstlenmiş ve Türkiye’de geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır. 1999 yılında ise tiyatroya adım atmıştır. Günümüzde halen daha tiyatro sahnelerinde rol almaktadır.

2003 yılında radyocu Güçlü Mete ile evlenmiş ve evlilikleri halen daha devam etmektedir. 2005 yılına gelindiğinde Ebru Cündübeyoğlu ilk şiir kitabı olan “Aşılı Kolum” kitabını okuyucusuyla buluşturmuştur.

Sanatçının 2013 yılında çıkarmış olduğu müzik albümü de bulunmaktadır. Ebru Cündübeyoğlu’nun bu zamana kadar oynadığı yapımlar:

Gülizar, Kocan Kadar Konuş, Evli ve Öfkeli, Kalbim Seni Seçti, Avrupa Avrupa, Yalancı Romantik, Kuzey Rüzgarı, Şöhret Okulu, Gizli Patron, Omuz Omuza, Çınaraltı, Deli Yürek, Koçum Benim ve Gülüm’dür.

Son zamanlarda oynamış olduğu tiyatro olan “Ölü’n Bizi Ayırana Dek” ile de ses getirmiştir. Oynandığı ilk günden beri kapalı gişe yapan tiyatroda Ebru Cündübeyoğlu, başrol oyuncusu olarak yer almıştır. İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa’da oynanan tiyatronun gösterimleri halen daha devam etmektedir. Bol kahkaha atılan ve ikili ilişkilerde yaşanan problemleri en açık şekilde gösteren bu tiyatro, izleyici tarafından oldukça beğenilmektedir.

( Kaynak: sosyalinsan.com )

10 Ocak 2019 Perşembe

Şile Hanımsuyu Çeşmesi Hakkında Bilmedikleriniz

Şile Hanımsuyu Çeşmesi Hakkında Bilmedikleriniz
Şile Hanımsuyu Çeşmesi Hakkında Bilmedikleriniz

Hanımsuyu Çeşmesi: Şile'nin Üsküdar caddesi üzerinde ve çarşı içindedir. Mısırlı Hatice Hanım tarafında 1871 yılında bir hayrat olarak yaptırılmıştır. 4x4 metre boyutlarında 2.5 metre yüksekliğindedir. Üç yanında kurnaları olup batı ve kuzey yönlerindeki kurnalarının üzerinde iki tane kitabe bulunur. Çeşmenin suyu kentin yaklaşık 5 km. güneyindeki Kostoplu mevkiinden getirilmiştir. Çeşmeye ilk su verildiğinde deposuna şeker döküldüğü ve bu nedenle suyunun hala tatlı aktığı söylenir. Bir başka rivayete göre de Hanım Suyu Çeşmesinden su içen bir kişi Şile sevdalısı olur ve bir daha Şile'den ayrılamaz. Günümüzde üç kurnası ile kullanılmakta olan Hanım Suyu Çeşmesi son olarak 1992 yılında esaslı bir restorasyondan geçirmiştir.

VİDEO:
👇 Buradan kanalımıza abone olmayı unutmayınız 👇




Şile Hanımsuyu Çeşmesi Hakkında Bilmedikleriniz
Tarihi Hanımsuyu Çeşmesi çöplük içinde

20 Temmuz 2018 yılında ulusal haber sitesinde ise "Tarihi Hanımsuyu Çeşmesi çöplük içinde" başlıklı haber insanların tarihi eserlere vermiş olduğu değeri bir kez daha gözler önüne sermektedir. Lütfen çevremize karşı duyarlı olalım, çöplerimizi çöp kutularına atalım.

( Tarihi Hanımsuyu Çeşmesi çöplük içinde Konu Haberin Kaynağı: haberdeimza.com.tr )

31 Aralık 2018 Pazartesi

Karadeniz’in İncisi: Fırında Hamsi Tarifi

Karadeniz’in İncisi: Fırında Hamsi Tarifi
Karadeniz’in İncisi: Fırında Hamsi Tarifi
Karadeniz’in sembollerinden biri olan ve lezzeti ile hemen hemen her sofradan yer bulan hamsiyi fırında hazırlıyoruz. Omega-3 ile kalp damar dostu, gözlerin en büyük ilacı olan hamsi, zeka gelişimi ve beyin için de oldukça faydalı. Fırında hamsi tarifi, bol vitaminli ve hazırlaması oldukça pratik bir tarif olarak damakları şenlendirecek.

Hamsiler ayıklandıktan sonra tepsiye sıralanıyor, üzerine salçalı sos gezdirilip domatesler diziliyor. Fırında piştikten sonra tabakta yerini alıyor. Üzerine limon sıkıp, mideleri şenlendirmeye hazır. Hem leziz hem de çok sağlıklı olan fırında hamsi tarifi için sizleri mutfağa alalım. Şimdiden parlayan gözeleri görebiliyoruz.

KAÇ KİŞİLİK
1 büyük tepsi
HAZIRLAMA SÜRESİ
20 dakika
PİŞİRME SÜRESİ
30 dakika
Malzemeler
  • 1 kilogram hamsi
  • 1 adet soğan
  • 1 adet patates
  • 3 diş sarımsak
  • 1 adet domates
  • 1 tatlı kaşığı kekik
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı pul biber
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • 1/2 yemek kaşığı salça
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1/2 parça limon

Nasıl Yapılır ?
  • Hamsileri güzelce yıkayın, dilerseniz ayıklayın ve süzülmeleri için bir kapta bekletin.
  • Süzülen hamsileri bir kaba alın içerisine baharatları ekleyin, yağı ve salçayı da ekleyip harmanlayın. Bir süre dolapta bekletin.
  • Patatesi soyun ve orta kalınlıkta yuvarlak dilimler çıkartın. Aynı şekilde soğanı da soyup orta kalınlıkta halkalar çıkartın.
  • Bir fırın tepsisini yağlayın ve patates ile soğanları dizin. Hamsileri ise patates ve soğanların üzerine dizin.
  • Domates ve limonları yuvarlak bir şekilde dilimleyin ve en üste dizin, aynı şekilde sarımsakları da birkaç parçaya keserek aralara serpiştirin.
  • Önceden ısıtılmış 200 derecelik fırında 35 dakika kadar pişirin. Afiyet olsun.

( Kaynak: Yemek.com )

28 Kasım 2018 Çarşamba

Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı

Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı

İlk önce Şile Deniz Fenerinin Tarihçesine Bakalım. 

Şile Deniz Feneri: Göz alıcı yapısı ve yüksekliği ile eski Şile evlerinin üzerinden yükselerek Şile’nin siluetini çizen fener, Şile’nin ilk akla gelen sembolleri arasındadır.150 yaşındaki Şile Deniz Feneri, dünyanın aktif olarak görev yapan en büyük ikinci feneri, ülkemizin ise aktif en büyük feneridir.

Deniz seviyesinden 60 m yükseklikte yer alan 19 m yüksekliğindeki kulesi ile ışığını 35 mil uzağa gönderen bu devasa bina, farklı yapısı ve olağan dışı özellikleri nedeniyle Şile’nin dışında da tanınır.

Şile Feneri, Kırım Harbinde, Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na girecek gemilerin yollarını bulabilmeleri için yapılmış fenerlerden biridir. Bu amaçla Boğazlar civarında 1856 yapılan Anadolu Fenerinden sonra Sultan Abdülaziz tarafından 1858-1859 yılları arasında inşa edilmiştir. Taş kısmını Türk Mimarlar tasarlarken, metal aksamı ve mercek kristal sistemi de Paris’ten bir fabrikadan gelmiştir.

Fener kulesi, yapısının orijinal halini günümüzde de koruyabilmiştir. Sekizgen şeklinde ve 110 cm kalınlığında taştan yapılmış olan kule, gündüz iyi görülebilmesi için siyah ve beyaz enlemesine bantlar çizilerek boyanmıştır. Etrafı çiçeklerle süslü olan fenerin tepesine 72 basamakla çıkılır.

İnşa tarihinde ışık kaynağı olarak 3 fitilli gaz lambası kullanılan fener, 1968 yılında elektriğe çevrilmiştir. Bir dönüşünü 120 saniyede tamamlayan fenerin ışığı, sekiz adet göz biçimli mercekten yayılırken, fenerin çalışması duvar saatlerinde kullanılan sarkaç sistemi ile gerçekleşir ve dişli tertibatı bekçisi tarafından iki saatte bir saat gibi kurulur. Zamanında kullanılan, bugün artık antika değerini almış eşyalar ve gaz lambaları kuleyi daha da ilgi çekici kılar.

Şimşekli deniz fenerleri grubunda olan Şile Feneri dakikada 4 defa çakar ve 1000 mumluk elektrik lambası ile aydınlanır. Uluslararası standartlarda birinci sınıf deniz feneri olan Şile Feneri, açık gecelerde yaklaşık olarak 35 mil mesafeye ışığını yayabilir ve açık havada İstanbul Boğazı’ndan görülebilir.

Ulaştırma Bakanlığı, deniz fenerlerini müze olarak değerlendirerek turizme kazandırmak ve halka açmak amacıyla başlattığı projede, ilk uygulamayı bu tarihi fener üzerinde yapma kararı almıştır. Pilot fener olarak seçilen Şile Feneri, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın katılımıyla yapılan bir törenle müze olarak turizme kazandırılmıştır. Fenerin eski aksamları, eski sistemlere ait lambalar, gaz lambaları, teknik cihazlar müzede yer alır.

Model Teknikleri adında ki forum sitesinde "ugurcakir" isimli bir üye
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
"Sitede yer alan binlerce gemi, vapur, yat, sandal ve bilumum deniz aracına yol gösterecek bir tane dahi deniz feneri olmadığını üzülerek farkettim Yok yok, aslında Amasra'da görüp beğendiğim ve modellerimin yanına koyduğum deniz fenerinin bir benzerini yapmayı uzun süredir istiyordum, geçenlerde tesadüfen Şile fenerinin fotoğrafını gördüm ve birden fener yapma düşüncem ile üst üste çakıştı. İnternette yaptığım araştırmada fenere ait sadece yükseklik ve duvar kalınlığı bilgilerine ulaştım. Fotoğraf konusunda sıkıntı yoktu, bol miktarda ve her açıdan çekilmiş fotoğraf mevcuttu. Onlardan yüksek çözünürlükte olan bir kaç tanesini indirerek her açıdan feneri analiz etmeye çalıştım. Yüksekliği 19 metre olan fenerin diğer kısımlarının yaklaşık ölçülerini belirlemeye çalıştım. Elimden geldiği kadar gerçeğine yakın olmasına gayret ettim ve bir kroki çalışması yaptım. Bu ölçülere göre solidworks programı ile bir modelleme yaptım. Bu modellemeden bir teknik resim elde ettim ve 1/70 ölçeğinde bir fener maketi yapmaya karar verdim."

Şile fenerinin internet den bulduğu bu fotoğrafı forum da paylaştı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı

Solidworks programında yaptığı modelleme ve teknik resim çalışmasına ait ekran alıntılarını da ekledi

Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı


Ve işe koyulmaya başladı
"Elimde bulunan 6 mm kavak kontrplaktan önce kuleyi oluşturan parçaları kestim. Kule sekizgen bir kesite sahip ve yükseldikçe incelen yani piramit şeklinde bir yapı. Her yüzünü ayrı ayrı kestim ve birleşme yerlerine pah kırarak kulenin alt kısmını oluşturdum. Balkon kısmından sonraki silindirik kısmı eski bir sprey kutusu kapağından yaptım. Üzerine sekiz adet delik deldim ve birer kuşgözü yerleştirdim."

Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı


Şile Fenerinin ölçüleri
"Planları çizdim, üzerindeki ölçülere göre yapılırsa model 1/70 ölçeğinde olur. Eğer farklı bir ölçekte yapmak isterseniz aşağıdaki formülü kullanarak ölçülerinizi belirleyebilirsiniz. Örnek olarak Olcay Bey'in istediği 1/87 ölçeğin göre hesaplama şöyle olmalı: (Planda yazan ölçü x 70) / 87 Planları JPEG olarak yüklüyorum, eğer net olarak okunmuyorsa başka bir yöntem bulmaya çalışacağım."

Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı


Çok güzel olmuş Uğur Beyi tebrik ederiz.
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı
Ahşaptan Şile Deniz Fenerinin Yapılışı

( Kaynak: Model Teknikleri - Şile Belediyesi )

10 Kasım 2018 Cumartesi

İnsan Olmanın İki Aşaması Vardır | Blog Yazıları #11

İnsan Olmanın İki Aşaması Vardır | Blog Yazıları #11
İnsan Olmanın İki Aşaması Vardır | Blog Yazıları #11

İnsan olmanın iki aşaması vardır. İlki doğmuş olmaktır, bunun için zaten çaba harcamanıza gerek yok. İkinci aşaması ise değiştirilmesi mümkün olan karakter özelliklerinizi barındırır. Kişiliğiniz genlerinizden gelse de karakter özelliklerinizi değiştirebilirsiniz. Tabii öncelikle kendinizi tanımanız ve nasıl bir insan olmak istediğinizi bilmeniz gerekmektedir.

Değişmesi mümkün olmayan, genetik özellikleriniz şöyle dursun, biz değiştirebileceklerinizden bahsedelim. Her şeye keyfince kızmak, burun bükmek, mana bulmak, yargılamak, küçümsemek ne kolay değil mi? Bir de ben böyleyim deyip işin içinden sıyrılmak… Oldum olası bunu yapan insanları sevemiyorum. Hayat bir uyum dansıdır. Aslında bu dansı herkes öğrenebilir ancak herkes dans etmek istemez. Siz de öyle bir insan olup olmadığınızı düşünmelisiniz. Diğer canlılarla birlikte dans ettiğinizde ruhunuz sağlıklı kalacak ve asla paslanmayacaksınız. Yerinden kalkmayan tembel insanlardan olursanız, zamanla kendini ötelemiş, hasta, kibirli bir ruha sahip olacaksınız. Bunu kendinize yapacak mısınız gerçekten? İyiliğin müziğine kulak vermek varken, kulaklarınızı tıkamayın. Bu her gün, her öğün kızartma yemeğe benziyor. Bir süre sonra vücudunuz çöplük oluyor, şişman da olsanız zayıf da olsanız sağlıksız ve bitkin oluyorsunuz. Doyurulmaya ihtiyacı olan tek şey mideniz değildir, ruhunuzun da buna ihtiyacı vardır. Ruhunuz da ancak iyilikle doyabilir.

Bir kısmımızın şunu söylediğini duyar gibiyim; beni yaşadıklarım böyle yaptı. Haklısınız da. İçinde yaşadığınız toplum, diğer insanların size yaşattıkları, karşılaştığınız olaylar şekillenmeniz de büyük rol oynadı, oynayacak. Bu da uyum dansının bir parçasınız aslında. Ancak bahane haline getirip, her kötü davranışınızı buna yorduğunuzda sıkıntı başlıyor. Asıl olan insanlık, iyi insanlarla karşılaşıp, şans yanınızdayken iyi kalmanız değildir. Kötülerle, kötü olaylar yaşadıktan ve şansınızı kaybettikten sonra kendinizi bozmayıp iyi kalmaktır. Eğer böyle bir insansanız, tebrikler! Uyum dansında başarıyı yakalamışsınız demektir.

Her şekilde olumsuz ve kibirli olan, insanlığın sadece birinci aşamasını tamamlamış olanlara da sormak istiyorum: İnsanlığınızı nerede unuttunuz? Ailenizin her dediğinizi yaptığı, istediğinizi her seferinde elde ettiğiniz, şımarık dünyanızda mı? Ailenizden dayak yediğiniz arsız çocukluğunuzda mı? Körkütük aşık olduğunuz insanın sizi aldattığı, çıkmaza düştüğünüz hayal kırıklığı sokağında mı? Karlar yağan güvendiğiniz dağlarda mı? Elde ettiğinizi sandığınız, ite kaka geldiğiniz mevkideki kibir masasında mı? Hükmedebilecek gücü bulduğunuzda, ezdiğiniz insanların kırık kalplerinde mi? Sırf sizi sevdiği için alttan alan insanın, istemeden şişirdiği egonuzda mı? Cevabı önce kendi vicdanınıza vermelisiniz. Belki bunlardan hariç kötü durumlar da yaşadınız. Fakat bu kötü insan olmanıza sebep mi gerçekten? Vicdanınıza katlanmak yerine insanlığınızı unuttuğunuz yere dönüp bakmanızı tavsiye ediyorum. Belki hala kırdığınız kalpleri onarma ihtimaliniz vardır. Belki de bir özür dilemeyle kibrinizden kurtulabilirsiniz. İnsanlığınızı tekrar bulabilirsiniz. Yok istemiyorsanız yapacak hiçbir şey yok. Kötü olmayı, bozuk karakteri taşımayı kendiniz istediniz demektir. Dışarıdaki insanlara ne kadar iyi gözükürseniz gözükün, kendinize asla açıklayamayacağınız olaylar yaşamaya devam edeceksiniz. Mutlu gözükeceksiniz, mutlu olamayacaksınız. Başkalarını kandıracaksınız, kendinizi kandırdığınızı zannedeceksiniz. Peki hayat böyle geçer mi? Ezip geçtiğiniz insanlar bir yerlerde acı çekerken, siz gezdiğiniz yerlerde huzurla yemeğinizi yiyebilecek misiniz gerçekten? Olmak istediğiniz insan bu mu? Yapmayın! Korkup kaçmayın, yaptıklarınızla yüzleşin derim ben. Vicdan aynanıza bakın ve kendinize şunu sorun; insanlığını nerede unuttun? Cevap alacaksınız, çünkü insanlığınız kaybolmaz, hep bir yerlerde onu hatırlamanızı bekler. Ruhunuz ancak bu şekilde özgür kalacak, vicdanınız susacak ve gerçekten mutlu olmaya başlayacaksınız.

İnsanlığından hiçbir zaman vazgeçmeyen, kalplerde kırıklık olarak değil de, anı olarak kalmak için çabalayanları gönülden tebrik ediyorum. Sizler bu dünyanın solduramayacağı nadide çiçeklerden siniz. İnsanlığınızı unuttuysanız bulup çıkarmanız ve uyum dansına başlamanız dileğiyle…

Bu içerik Bir Adet Aysima tarafından Şile Ağva Köyleri için hazırlanmıştır.

19 Ekim 2018 Cuma

Bu Mantarın Adı Nedir ? #2

Bu Mantarın Adı Nedir ? #2
Bu Mantarın Adı Nedir ? #2

Bu Mantarın Adı: Kıkırdak Mantarı (Porçini)'dir.


Dünya’da marka haline gelen, başta İtalya olmak üzere tüm ülkelerin göz bebeği  porçini Şile’de tüketici ile buluşuyor. Şileliler arasında ‘kıtırdak’ ismi ile bilinen porçini mantarı sofralara Şile ormanlarından geliyor.

Mantar, Şile’mizin yöresel mutfağında büyük öneme sahip. Mantarların, tencere yemekleri, tavası, ızgarası, böreği, pidesi yapılıyor. Pek çok farklı mantar türüne ev sahipliği yapan Şileli hemşehirlerimiz her yıl mantar zamanı aileleriyle birlikte mantar toplamaya çıkıyor. Şile’den çıkan mantarlar talepler doğrultusunda tüm Türkiye’ye dağılırken de Şile halkının yan gelir kaynağı oluyor.

Eylül, Ekim, ve Kasım aylarında özellikle meşe ağacının altında kendiliğinden yetişen porçini orman sınırı boyunca, gazeller üzerinde genellikle çok sayıda görülüyor. Hoş kokusu ve lezzetli tadı ile yenilebilen en iyi mantarlardan biri olan porçini kurutularak, konserve veya turşu halinde saklanabiliyor. Kıtırdak nam-ı diğer porçini Avrupa restoranlarında porsiyonu 15-20 euro dan satılıyor. Şile’nin bir diğer ünlü ve lezzetli mantarı ise yörede Gelincik diye bilinen ‘Sezar’mantarı. Bölgede kendiliğinden yetişen ve en lezzetli mantarın Sezar mantarı adıyla tanınmasının nedeni Roma İmparatoru Sezar’ın bu mantarı sadece kendi için toplatıp, halka yasaklatması.

( Kaynak: Şile Belediyesi )

15 Ekim 2018 Pazartesi

Bu Mantarın Adı Nedir ? #1

Bu Mantarın Adı Nedir ? #1
Bu Mantarın Adı Nedir ? #1

Bu Mantarın Adı: Döbelen (Macrolepiota Procera)'dir.


Şile ve Beykoz'un köylerinde döbelen adıyla bilinen, görüntüsüyle şemsiyeyi andıran, yenilebilir bir mantar türüdür.

Şile çevresinde döbelen adı ile bilinse de bu mantarın gerçek adı Şemsiye Mantarı'dır. Son derece de güzel bir tadı vardır. Mantar gillerin en iyisi diye bahsedilir. Tabi bu mantara hastalıkları olanlar yememesi gerekir. Çok zehirli ve hatta ölümcül olan bazı Lepiota akrabaları vardır. Bu mantarı toplamadan önce mümkünse yerel bir uzmana danışın.

Gövdesi; Güneş şemsiyeleri, hareketli halka içeren, soğanlı, uzun, pullu, kahverengimsi bir gövdeye sahip geniş, pullu, kahverengimsi bir başlığa sahiptir.

Kap (kıtık); Otu (yumurta şekilli) çan şeklini alır ve sonra neredeyse düzdür. Düzenli bir desende ekli terazi ile 3-10 inç genişliğinde ve ilk başta kahverengi olan ancak beyaz eteği açığa çıkaran çatlaklar olan merkezi bir topuz. Olgun bir kap, akçaağaç şurubunun kokusunu alabilir.

Solungaçlar (lameller); Geniş, kaba kenarlı, beyaz, yakın, serbest solungaçlar.

Kök (stipe); 3-12 veya daha fazla inç boyunda. 3 / 8-5 / 8 inç kalınlığında. Tabandaki soğanlıya, bir şekilde balıksırtıyı andıran bir deseni olan kahverengi pullarla büyütüldü. Kısmi örtü, gövdede yukarı ve aşağı doğru kayan bir halka haline gelir.

Et; Beyaz ve orta derecede kalın ve çürümez.

Sapın boyu 30-40 cm'yi, şapkasının çapı da 40-50 cm'yi bulabilir. Şapkanın üzerindeki kahverengi zar, şapkanın büyüyüp gelişmesiyle birlikte parçalanır ve açık renkli şapkanın üzerinde pullar şeklinde kalır. Şapkanın altında beyaz, sık ve derin lameler vardır. Ayak üzerinde aynı şekilde beyaz et üzerinde, düzgün olmayan zikzak harbelerden oluşan bantlar bulunur, Ayağın ucu şişkin, soğan biçimindedir. Sap üzerinde şapkaya yakın, çok belirgin bir halkası vardır, ancak kolayca kopabilir. Ayak, çok belirgin lifli bir yapıdadır ve kesitinde ortası deliktir. Mantarın eti şapkada beyaz ve yumuşaktır.

Bazı arkadaşlar bunu mangalın üstünde veya ateş de yapıyorlar. Her halükarda çok güzel ve lezzetli bir mantar araştırmadan emin olmadan yemeyiniz.

İnstagram hesabımızı takip ediniz. > https://www.instagram.com/sileagvakoyleri/

( Kaynak: Lezzet Vadisi ) - ( Kaynak: Mushroom Collecting )

29 Eylül 2018 Cumartesi

İnsanlığın Aksak Yönü; Saygısızlık | Blog Yazıları #10

İnsanlığın Aksak Yönü; Saygısızlık
İnsanlığın Aksak Yönü; Saygısızlık
Merhaba Şile Ağva Köyleri okuyucuları. Günümüz insanlık anlayışının en aksak yönü olan ve benim de içimde sızı yaratan saygı eksikliğinden bahsetmek istiyorum. Hatta bazı insanlarda öyle boyutlara ulaşmış ki, onlarınki saygı eksikliği olmaktan çıkmış saygısızlık olmuş. İlk söylendiğinde kulağa pek bir yumuşak geliyor aslında. Ama bu saygısızlık denen şey hiç o kadar masum değil. İçinde boşa şişirilmiş ego, düşüncesizlik, bencillik, kibir gibi kötülükleri barındıran bir sepet aslında. En kötüsü de kibir. Kibirli insan bilir, bilmez konuşur, her bildiğini doğru kabul eder. Tüm bunları barındıran insan, haliyle saygısızlığı da kendinden soyutlanamaz. Dikkatli bakın, saygısız insan iyi insan değildir, kötü insandır.

Saygısızlığın en büyük hali siber zorbalık şeklinde ortaya çıkmaya başladı. Tabii çağımız teknoloji çağı. Yaptığımız pek çok şey sosyal medyadan uzak kalamıyor. Bu durumun çok fazla güzel yanı olmasıyla beraber çok da çirkin yanı var maalesef. Güzel bir post görüyorsunuz, biri kendi düşüncelerini paylaşmış mesela. Yorumlara bir iniyorsunuz, aman Allah’ım! Büyük bir kitle ateş püskürmüş, küfürler savurmuş, alay etmiş, aşağılamış… Sanki kendi hayatında ne olumsuzluk varsa orada, o insandan çıkarmak istemiş. Kırdım mı, üzdüm mü, güzel bir hareketine engel oldum mu hiç düşünmemiş. Ne ara bu kadar kötü olduk Allah aşkına? Bir de bu insanların şöyle bir günah çıkarma cümlesi var; eleştiri yaptım. Hayır efendim, saygısızlık yaptın! Kötüsün demek, küfür etmek, hakaretler savurmak eleştiri değildir. Eleştiri üzmez, düşündürür. Bu yapılanlar asla eleştiri değildir.

Kimsenin kimseye tahammülü kalmamış, herkes saldıracak yer arıyor. Halbuki kısacık ömrümüzde kibri bir kenara bıraksak, herkesi saygıyla karşılasak, bir şey söylediğinde bize ters bile olsa, haklılık payı var mı diye durup düşünsek hayat daha güzel olmaz mıydı? Sinirlendikçe kendine zarar veren, kendini sürekli başkalarıyla kıyaslayan, türlü laf cambazlığı ile üste çıkmayı düşünebilen insan iyi olmayı düşünemez miydi? Düşünürdü elbet. Ancak bunu düşünmek iyi insan olmayı gerektirirdi. Kötü olmak, dilindeki zehri akıtıp içini rahatlatmak varken neden susup kendini daralsın ki ? Bir insan ne kadar yüksek konumda olursa olsun, ne kadar parası olursa olsun, çevresi ne kadar geniş olursa olsun, iyi insan olmaya yetecek kadar vicdanı yoksa, saygısızlığının farkına varamayacak kadar edepsizce basit insan olarak kalmaya mahkumdur. Bahanelerin arkasına sığınmadan, bir kötü söylemek yerine beş iyi söyleyerek insan olmanın hakkını vermeliyiz. Farkında olarak ya da olmayarak yaptığınız ne varsa şöyle bir düşünmenizi tavsiye ediyorum ve musmutlu günler diliyorum.

Bu içerik Bir Adet Aysima tarafından Şile Ağva Köyleri için hazırlanmıştır.